Seçtiklerimiz seçmediklerimizin alternatif maliyetidir....

3/11/2009 - Geçmiş zaman olur ki....

Sekiz yaşında olduğumu hatırlıyorum. Yaseminle beraber okuldan çıkmış 'yalnızken daha rahat çalışıyoruz' bahanesiyle bizim eve geçmiştik. Çalışma dediğimiz şey de plastik fasülye ve çubuklarla abuk sabuk harfler oluşturmaya çalışmaktı. fiş defteri denilen, içine konulan fişlerin mütemadiyen yerlere dağıldığı, "Ali gel, Ali bak, Ali elinin körü" şeklinde cümlelerle Ali'ye binbir şekilde işkence yapılan plastik kaplı birer defterimiz vardı. Ben bu Ali'ye bir ara aşık olmuş, hatta onun yüzünden Zeynep'ten nefret etmiştim(Zeynep, Ali'nin beraber amcasının çiftliğine gidip top oynadığı fettan karıydı) Neyse dediğim gibi o gün okuldan çıkıp bizim eve geçmiştik. Salonda yazı yazmamız gereken plastik fasülyeleri pişirir gibi yapıp evcilik oynarken karşı apartmanın camından gördüğümüz manzara karşısında adeta dilimiz tutuldu, televizyon açıktı. İkimiz aynı anda koşar adımlarla bizim televizyona atıldık. Yılbaşından bir önceki gün olduğu için normalin aksine gündüz yayını yapıyorlardı. Çok iyi hatırlıyorum Noel Baba dünyaya gelmiş, zor durumda olan bir çocuğa yardım elini uzatıyordu. Bütün arkadaşlarımızı eve doldurup annemler gelene kadar televizyon izlemiştik. Apartmanda bir tek bizim renkli televizyonumuz olduğu için de adeta kahraman ilan edilmiştik. Yılbaşı geldiğinde, değil binada koskoca mahallede hindi pişen tek ev de yine bizim evdi. İki üst katımızdaki hacı amcanın o hindi etinden yersem cehennemde yanacağımı söyleyerek küçücük bünyemi nasıl korkulara düşürdüğünü, babamın da hiç üşenmeden gidip onunla kavga ettiğini hatırlıyorum. Sorun şu ki biz özenti beyaz Türkler gibi avrupai yeniyıl geleneklerini yaşamaya çalışmıyorduk, Kars Türklerinden olduğumuz için zaten hindi bizim geleneksel yemeklerimizden biriydi. Bilen bilir Kars Türklerinin bir kaç belirleyici özelliği vardır, İyi yemek yaparlar, iyi yemek yerler, iyi kavga çıkarırlar. Ben deniz bu özelliklerin hiç birini ne yazik ki ve kimilerine göre iyi ki taşımamaktayım. 

Çocukken yılbaşı kadar 23 Nisanları da severdim ben (gösteri sırasında 19 Mayıs Stadyumunun ortasında ayağımın kayması sonucu düştüğüm ve çiçekli pembe donumu bütün stadyumun gördüğü o meşum gün hariç) Hemen hemen her bayramda gösteri grubuna katılır ve tüm hazırlık haftaları boyunca star edasıyla dolanırdım evin içinde. 

Bir de çocukluk hayallerimi hatırlıyorum. Çok harika bir dansöz olup herkesi kendime hayran bırakmak isterdim. Tüm ev ahalisini ve gelen misafirleri salonumuza toplar, üstüme kırmızı bikinimi giyer, iki çay bardağına çay kaşıklarını koyar (ses çıkarması için) o çay bardaklarını da bir eşarpla popoma sarar, sonra da müziği açıp tuhaf hareketlerle arkasına saklandığım koltuğun arkasından yavaş yavaş göbek atarak çıkardım. 

Bahçemizde kocaman bir elma ağacı vardı (kısa süre önce gittiğimde kestiklerini gördüm. ama hala dipten filiz veriyor:) arkadaşlarla o ağaca çıkar voltrancılık oynardık. Tek kız ben olmama rağmen (yasemin asla voltrancılık oynamazdı) illa siyah aslan ben olucam diye arkadaşlara kan kusturur ve siyah aslan olurdum. Zavallı Volkanı da pembe aslan yapardık(Voltrandaki tek dişi aslan oydu:) 

Bir de Türk filmi oyunumuz vardı. 80'li yılların bol acılı, uyuşturucu ve içkili, disko sahneli ne kadar filmi varsa kafamıza göre canlandırırdık. Kah kızları kötü yola düşüren acımasız adam olurdum, kah uyuşturucu bağımlısı Çağla (Çağla'yı da çok iyi hatırlıyorum. Ahu Tuğba'nın oynadığı bir karakterdi ve mankendi:)

Biliyorum konu dağıldıkca dağıldı hatta kassam daha da dağıtabilirim ama yoruldum. Peki bu yazı niye yazıldı. Sabah saatlerinden itibaren kikikikokoko'yu dinliyorum ve sürekli çocukluğumu hatırlıyorum. Herşeye, yaşadığımız tüm sıkıntılara rağmen ne kadar güzel bir çocukluk geçirdiğimi tekrar fark ediyorum. Çocukken mutlu olmak çok büyük birşey gibi gelmiyor insana ama şimdi o anların değerini daha da iyi anlıyorum. 

Yorum yaz!

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Hayata dair herşey....

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv

Kategoriler

Arkadaşlarım